Çok uzaklaştık değil mi? Haydi merdiven altından mutfağa geçelim.
Sobalı odadan uzak ve kışın daima buz gibi soğuk mutfağımız. Daracık, iki – üç metrekare kadar bir dikdörtgen. Geniş kenarı pencereli. Lavaboda bulaşık yıkarken suyun yakması ya da dondurmasından gelen rahatsızlığı, kafanı kaldırıp pencereden bahçeyi seyrederek unutabilirsin. Ben çok küçükken bahçenin bu kısmında kümesimiz vardı. Tavuk altından yumurta toplayıp anneanneme koşarmışım. Pişir de yiyeyim kabilinden. Sonra kümesi dağıttılar. Bostan inşaat sahasına dönmeden çok önceydi bu. Yerine odunluk yapıldı.
Sobalı odadan uzak ve kışın daima buz gibi soğuk mutfağımız. Daracık, iki – üç metrekare kadar bir dikdörtgen. Geniş kenarı pencereli. Lavaboda bulaşık yıkarken suyun yakması ya da dondurmasından gelen rahatsızlığı, kafanı kaldırıp pencereden bahçeyi seyrederek unutabilirsin. Ben çok küçükken bahçenin bu kısmında kümesimiz vardı. Tavuk altından yumurta toplayıp anneanneme koşarmışım. Pişir de yiyeyim kabilinden. Sonra kümesi dağıttılar. Bostan inşaat sahasına dönmeden çok önceydi bu. Yerine odunluk yapıldı.
Mutfağın kapı tarafındaki duvarı raf. Tabaklar buraya, yüzleri sana bakacak şekilde dizilir. Rafın en üstünde reçel tenceresi ve kahve değirmeni bulunur. Çiğ kahve çekirdeklerini tavada kavurur anneannem sonra bana verir. Değirmende çekmeye elvermez romatizmalı bilekleri. Dar kenarda ocak. Setin üstünde. Mutfak tezgâhı beyaz 15’e 15 fayans kaplı. Araları kararmamalı, beyaz bir kuma benzeyen Vim ile sıkı sıkı silinmeli. Annem kızar yoksa.
Lavabo ve tezgâhın altında gizli tencere raflarının önü perde. Alaca çiçekli ve lastiğe asılı. Makarna mı haşlayacaksın? Çömel, perdeyi arala, alt rafın en dibinde, sahanların altında tencere. Yok emaye olan değil. Onun dibi tutar. Alüminyum olan, hani dibi bombeli ve ezik. Kapağı yok onun. Bir tane uyduruver işte ötekilerden. Biz hep öyle yapıyoruz.
Mutfaktan çıkıp koridorda sağa dönersen buzdolabını göreceksin. Tek kapılı ve beyazdır. Her hafta sonu buzu çözülsün diye fişini çeker, başına üşüşürüz. Her geçen bir göz atar, olmuş mu? Suyu zamanında almazsan buzluğun altından, yere sızar. Aman dikkat etmek lazım. Annem buna da kızar. Babam söylene söylene buzları kazır ve tepsi tepsi su çıkarır. Pazar akşamı, olağan soğutuculuğuna döner dolabımız.
Buzdolabını geçince sağda, mutfağa bitişik duvarıyla müştemilat bulunur. Gümüşçü sokağın bütün evlerinde böyle bir oda vardır. Yazın sobalar, soba boruları buraya konur mesela, bazı kullanılmayan eşyanın yanına. Yedek döşekler, binilmeyen bisikletler, bozuk çamaşır makinaları ve sair edevat, müştemilattadır. Bizimki bir oda bir mutfak, pencereleri olan minik bir evcik. Ama içi o kadar dolu ki ıvır zıvırla, şöyle temiz pak, açılmış halini ömrümce göremedim.
Müştemilatın daima kilitli kapısının önünde çamaşır makinası durur. Ama ne makina! Bembeyaz, yusyuvarlak, boyumdan yüksek kazanı ve üzerinde merdanesi. Hemen dibindeki banyoda termosifon yakılır, kaynar su çamaşır makinasının kazanına doldurulur. İçine çamaşır sodası, biraz da deterjan. Kirliler, bu eşsiz kokular yayan kazana atılır. Önce beyazlar. Kapağı kapatılır ve en az bir saat vırt vırt sesleriyle dönen pervanenin nazik şamarlarına terk edilir. Yıkanmış, köpük köpük olmuş beyazlar tek tek ve birkaç sefer merdaneden geçirilip sıkılır. Ayrı bir leğende biriktirilir çünkü mevcut suya biraz daha deterjan ilave edilecek ve bu defa renkliler aynı maceraya terk edilecektir. Elini çabuk tutmalısın bunları yaparken. Su soğumadan iki posta çamaşır yıkanmalı. Durulama soğuk suyla zaten, onda telaşa mahal yok.
Termosifon dedim, değil mi? Anlatayım. Silindir şeklinde, metal gövdesi soluk pembe boyalı büyük bir kazan düşün. Dikine duran dev bir boru gibi. Altında ocak kısmı. Odun atılır, yakılır. Aynı soba gibi. Bir kazan dolusu sıcak su elde ettin mi, bil ki zamana karşı yarış başlamıştır. Bir yandan çamaşırlar yıkanırken bir yandan aile efradı sırayla ve telaşla banyoya girer. Mermer kurnaya akan ateş gibi termosifon suyu, kovadaki soğuk su ile ılıştırılır. Tasla dökünüp, tahta hamam tokmağında oturarak yıkanırsın. Çabuk olmalısın çünkü ateş geçebilir ve senden sonrakine sıcak su kalmayabilir.
Bazı aileler bu odun kazanından illallah edip, gazlıya geçti. Fuel oil diyorlar, bildiğin mazot. Fakat odun gibi ısıtıyor mu? Nerde! Üstelik de pahalı. Biz hep odun kazanında kaldık. Orta okulu bitirene kadar ben, haftada bir, pazardan pazara işte böyle organize yıkama – yıkanma operasyonu yaşadık. Şimdi her gün yıkanmasam hasta olurum gibi geliyor. Haftada bir banyo yapıp kokmamayı nasıl başardık, bilmiyorum.
Banyoda kurna ve hamam tokmağı dışında elbette klozet ve tepesinde, tavana yakın asılmış rezervuar ve kapının tam karşısında lavabo var. Rezervuarı, zincirini koparmadan çekmen, su akışını durduran o görünmez valfin yerine oturduğu anı bilip zinciri tam o zaman bırakman lazım. Kolay değil öyle sifon çekmek. Yoksa su boşa akar. Lavabo da ayrı hikâye. İçinde dört yetişkin kediyi rahatça yıkayabilirsin, öyle geniş. Ağır seramik gövdesini duvara saplanmış kalın iki boru taşıyor. Bu yüzden asla lavaboya dirseğinle yaslanmamalısın. Düşer maazallah. Musluk tek ve gemi dümeni gibi, topuzlu. Üstüpü sarılarak monte edildiğinden ara ara su kaçırır. Babam yine oflaya puflaya, elinde incecik sicim gibi üstüpü ile tamirata… İşte bütün bunlar, İngiliz anahtarıydı, üstüpüydü, gres yağıydı, hepsi müştemilatta.
Annemle babamın yatak odasını, bizim yatak odamız olmayı beceren marifetli oturma odasını ve hafızamda en büyük yeri tutan koridoru, gelecek bölümde anlatacağım.
![]() |
| Arkada balkon, eternetli kısım ve onun ardında müştemilat - 1972/73 olmalı |

pantolonlariniz bir
YanıtlaSil