Yepyeni bir çanta almışlar bana. Bak ne güzel, hem de kırmızı! Okula başlayacakmışım. Nasıl heyecanlıyım! Bu koca bahçede bir başıma geçen yedi uzun yıldan sonra, içi yaşıtlarımla dolu heybetli bir binaya gideceğim, hem de her gün. Dünyalar benim olmuş.
Mahalledeki çocuklarla aşırı kontrollü ve sınırlı zamanlarda
oynamama izin verildiğinden, okula başlamak benim gibi biri için özgürlüğe
kavuşmakla eşanlamlı. Babama tutturuyorum: Fotoğraf çekelim. Anneanneciğimle ve
yakışıklı dedemle, kâğıttan mutluluk ışıtan kadrajlardayız.
İlk günü hatırlamıyorum, anlattılar. Annem daireden izin
almış, anneannem ve ben, hep birlikte gitmişiz. Okul bahçesi çocuklarla dolu.
Her öğretmen bahçedeki çocuklara listesinde yazan isimleriyle seslenip, kendi
sınıfında olanları içeri, dersliğe çağırıyor. Bizim kapıda 1-H yazıyor. İlk
derste annelerin de sınıfta bulunmasına izin veriyor öğretmenim. Giriyoruz.
İçeride 40 kadar çocuk, bir o kadar da anne, veli. Dersliğimiz bizim odadan
büyük, salondan küçük. Dersin sonunda içerisi nefes kokacak kalabalıktan.
Teneffüse çıkınca fark edeceğiz temiz havanın bambaşka koktuğunu.
Öğretmen bir şeyler anlatıyor. Benim dikkatim ise sınıfın
duvarlarını süsleyen pano ve resimlerde. Mevsimler şeması, el yazısı ve matbaa
baskısı ile harfler tablosu, Atatürk portresi, istiklâl marşı ve Ata’nın gençliğe
hitabesi. Öğretmen masasının üstünde mavi – beyaz kareli bir örtü serili. Bizim
mutfaktaki tabak raflarının Sümerbank deseninden. Masanın arkasında cevizden
camlı bir ahşap dolap. İçi kitap dolu. Yazı tahtası yeşil, biraz da yıpranmış.
Yer yer delikler ve çizikler var yüzeyinde. Tahtanın tam karşısında, bizim
sıraların arkasında, tahta kadar büyük yeşil çuhayla kaplı pano. Üzerinde metal
metal parlayan yuvarlak tepeli raptiyeler. Pano şimdilik boş, zamanla dolacak.
![]() |
| Benden beş yaş büyük kızıyla öğretmenim ve annem, okulun girişindeyiz. |
Çocuklar çeşit çeşit. Kara önlük beyaz yakayla herkes bir
miktar birbirine benzemiş ama yüzlere odaklanırsan farklılığı görüyorsun. Kızların
saçları at kuyruğu veya örgü. Hepimizin kafasında beyaz kurdele var. Erkekler
tıraşlı, hepsinin saçı kısacık.
Üniformalarımız da nüfus cüzdanlarımız gibi, kızla erkeği
ayırt etmeye azimli. Kızların önlüğü dize, diz altına kadar. Çorap üstüne giyilebiliyor.
Arkadan düğmeli. Kolları uzun, manşetlerinde de düğmeleri var. Beyaz
yakalarımız abajur kartonpiyeri gibi, sert. Yakalar da eril – dişil. Kızların
yakaları yuvarlak, erkeklerinki sivri uçlu. Gerçi ders bitiminde boğazımızı kesen yakanın bir tarafını düğmeden kurtarıp göğsümüze salıveriyoruz, o zaman kız - erkek herkes eşit haytalıkta görünüyor. Erkeklerin önlükleri kısacık. Popo
hizasında bitiyor. Altına pantolon giyiyorlar. Tek tip giydirilirken bile
cinsiyete göre ayrım yapılması nedendir, bilmiyorum. Biz de koşmaya elverişli,
altı pantolonlu önlüklerden giysek dünyanın sonu mu gelir mesela… Neyse.
İkinci derse geçmeden öğretmen biz çocuklara sesleniyor: Haydi bakalım, şiir, şarkı ne marifetiniz varsa sergileyin bize. Okulun ilk günü bayram sayılır, ona uygun başlayalım.
Karanlık kış aylarını evdeki pikapta
plak çalıp aklım sıra bale yaparak geçirdiğim için herhalde, hemen parmak
kaldırmışım. Öğretmenim “gel bakalım Beril, bize ne hüner sergileyeceksin?”
diyor. Cevap: “Şimdi sizler için Ajda Pekkan’dan kimler geldi kimler geçti
şarkısını seslendireceğim.” Ciddi ciddi, baştan sona kadar söylemişim. Anneler,
veliler gülmekten kırılmış. Radyodaki spikeri taklit edersen böyle maskara
olursun işte. Aile – arkadaş taifesi de senelerce birbirine anlatıp anlatıp
dalga geçti. Haklılar elbet. Yedi yaşında bir tip, kimler geldi kimler geçti.
Olacağı bu!
Boyumdan büyük bir özgüvenle başladığım okul hayatım, her gün anneannemin elinden tutup okula bir yarım saat yürüyerek geçti. İlk sene sabahçıydım. Üçüncü ve beşinci sınıfları da sabahçı okudum. İkide ve dörtte öğlenci. Sabah anneannemi öperek girdiğim okul kapısında ders bitiminde yine anneannem tarafından karşılandım hep. Romatizmadan şiş dizlerine, ayak bileklerine rağmen o mukaddes kadın beş sene her gün iki posta onca yolu yürüdü, beni okula getirip götürdü. Annemin yeni kanunları böyle emrediyordu çünkü.
![]() |
| Anneannem, canım benim. |
Benim gibi anası pimpirikli, okul yolunda eskortlu bir iki çocuk daha vardı, o kadar. Herkes bir karış boyuyla
ve koca çantasını mütemadiyen sağ elden sola, ondan ötekine geçirip yorulmamaya
çalışarak yürürdü. Okul servisi henüz icat edilmemişti. Hepimiz kendi
muhitimizdeki okullara giderdik. Evle okul arası taş çatlasın kırk dakikalık
adım mesafesinde olurdu.
Özel okul diye bir şey de yoktu yurdumda. Devletin verdiği
eğitimin kalitesinin sorgulandığını görmedim. Herkes devlet okuluna gider,
çok başarılı olup ortaokulda sınav kazananlar yabancı okullarına, akademik
becerisi yetmeyip “devlette okuyamaz” damgası yiyen garipler ise tek tük
açılmış özel okullara gönderilirdi. Bizim, Kadıköy’den Pendik’e kadar uzanan sahil
semtlerinde sadece bir tane böyle okul vardı, bildiğim.
Sen şimdi yirmi birinci yüzyıldan ilk yirmi seneyi de yemiş bir kuşağın mensubu olarak devlete ayrı özel okullara ayrı şüpheyle bakıyorsun, hangisine gitsen başka yönden yetersiz bir eğitimle karşılaşacağını biliyorsun ya, bizim zamanımız onun tam tersi işte.
Bizde öğretmenin dediği emirdir bir
kere. Okul müdürleri bile akademik bir konuda öğretmenlerin sözünü dinler. Anne
babalar çocukları teslim ederken “eti senin kemiği benim hocam” der; al bunu
adam et. Eder de öğretmenler biliyor musun... Kara önlüğü ilk defa giydiğim 1977’den liseyi bitirdiğim 1988’e
kadar hep devlet okullarında okuyan bir nesil olarak, pek bir yardım almadan
yarıdan fazlamız iyi üniversiteleri kazanabildik. Bir milyon adaydan ilk seksen
– yüz bine girebildik yani. Öğretmen önemli. Yaşadım da ondan biliyorum.
![]() |
| Okula başlamadan kendi kendime harf işini çözdüğüm için okuma bayramında sınıf birincisiyim. |
![]() |
| Okutmakla yetinmiyor, bir de piyes oynatıyor bize tatlı öğretmenim. |
Okula dair fena iki şeyden biri müdür. Din bilgisi
öğretmeni. Askeri darbeden sonra devlet din dersini zorunlu kılıyor ve biz de
müdür beyle haftada bir ders yapmak durumunda kalıyoruz. Sınıftaki çocukların
bir kısmı yazları evin yakınındaki camide verilen kuran kurslarına devam etmiş,
duaları sular seller gibi biliyorlar. Bende tık yok. Dördüncü sınıfta
başlıyorum dua ezberlemeye. Fatiha, Nas, Felâk, üç kulhuvallahü bir elham
falan tamam. Onları hallediyorum ama müdür ertesi sene hepimizi Yasin
ezberlemek zorunda bırakınca paniğe kapılıyorum. Altı koca sayfayı nasıl
ezberleyeceğim?
Öğretmenimiz o güne kadar hiçbirimize tek fiske vurmamış fakat bu müdür denen adam duayı okurken takıldın mı yapıştırıyor silleyi. Ödümüz kopuyor. Tanıdığımız ilk dayakçı o değil gerçi. Semtimizde yaşayan tek doktorun bir karısı var Necla öğretmen, onun çocukları dövdüğünü biliyoruz. Bereket bizim sınıfa girmiyor. Fakat Atatürk rozetli, boya sarısı saçlı, eli her daim cetvelli bu kadına duyduğumuz korku bile müdürünki yanında hafif kalıyor. Derdimin dermanını televizyonda buluyorum şükür ki. Bir filmde gördüğüm tebeşir tozu yutarak ateşini çıkarma hilesi sayesinde sözlüden yırtıyorum. Okuldan çıkarken cebime sakladığım beyaz tebeşiri sabah erkenden gizlice ezip avucumdan yalıyorum. Hop ateş 39! Okula gidemez. Not verme hakkı da yok nasılsa din öğretmeninin, oh kurtuldum dayaktan!
Bu sayede edindiğim sıvışma becerimi bir de beşinci sınıfın sonlarına doğru uygulanan toplu aşı seansında kullanıyorum. Her sene okula beyaz önlüklü birileri geliyor. Ben zaten iğneden korkak, sıvayın kolları, geçin sıraya. Aaa! Beril, utanmıyor musun kocaman boyunla ağlamaya. Geç bakayım en öne! Yandım anam ki ne yandım. Her sene aynı terane. Canıma tak etmiş. Son sınıfların derslikleri en alt katta, yüksek giriş daireler gibi. Bahçeden şöyle bir – bir buçuk metre yukarıda sadece. Hemşireler kapıdan ben pencereden, hop kaçtım. İyi de ettim. Karma aşı olsam ne yazacak, zaten her kış anjin olup yatak döşek seriliyorum. Yemişim aşısını. Huzur isyanda!
Okulun en kötü diğer şeyi tuvaletler. Ne iş açtı başıma o kahrolası tuvalet, bir bilsen. Gelecek kısımda anlatayım. Yaşlandım artık, yoruluyorum yahu!
![]() |
| Okul bahçesinde hayatımın ilk çocuk bayramı |
![]() |
| 1-H sınıfı okuma bayramında öğretmeni ve müdürüyle. Orta sırada soldan ikinciyim ve yine manasızca uzunum. |








